“İyileşme, bazen en büyük tehdittir. Çünkü eski acıyı bırakmak, kendini yeniden tanımlamayı gerektirir.” -Wilfred R. Bion.

İyileşmek, genellikle bir yeniden doğuş, sıfırdan bir başlangıç gibi algılanır. Oysa aynı zamanda bir bitiştir de; yalnızca acının dinmesi değil, o acıyla özdeşleşmiş bir benlik biçiminin, bir ilişki örüntüsünün, bir dönemin kaybını kabullenmektir. Bu yönüyle iyileşmek, yasın içinden geçmeyi de gerektirir çünkü kişi, yalnızca yaşadığı duyguyu değil, o duygunun temsil ettiği kimliği de geride bırakmak zorundadır.

Çoğu zaman acısı etrafında bir benlik inşa eder insan. Acı, bir savunma biçimi olarak işlev görür; kişiyi hem tehditten korur hem de kimliğini sabitler. Sürekli eleştirilen bir kişi, bu eleştiriyi içselleştirerek “yetersiz biri” olma konumuna yerleşir örneğin. Bunun hissettirdiği acı, onun için tanıdık ve dolayısıyla güvenlidir. İyileşme sürecinde ise, kişi bir boşlukla karşılaşır. Bu boşluk, benliğin yeniden yapılanması için gereklidir ancak aynı zamanda dayanılmaz bir belirsizlik duygusu yaratır. “Ben kimim?” sorusu, bu evrede bilişsel bir sorgulamadan çok, benliğin yeni biçimini arayışın ifadesine dönüşür. Geçmişin savunmaları çözülürken kişi, kendiyle daha çıplak biçimde karşılaşır.

Bu nedenle değişmek ve dönüşmek çoğu zaman korkutucudur da. Acı, tanıdık bir sığınak sunar çünkü; insan acısıyla yaşarken bir tür anlam bulur. O acıyı bırakmak, anlamın bir parçasını da yitirmek gibi hissedilir. Ve insan, içten bir yerde bu çelişkiyi bilir: Bir yanıyla acısından kurtulmak ister, diğer yanıyla bu deneyimin sunduğu sabitliği yitirmekten korkar. Çünkü acı, bildiği dünyadır; iyileşme ise bilinmeyene adım atmak, kendine doğru, belki de daha önce hiç tanımadığı bir yere doğru yürümektir.

İyileşme Üzerine

KLİNİK PSİKOLOG MERVE ŞENLİ sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin